Billy Pilgrim’in Geridönüş Düşleri

Billy Pilgrim mor ve fildişi rengindeki ayaklarıyla yavaş adımlar atarak aşağı kata indi. Mutfağa girdiğinde, ayışığı masa-nın üstündeki yarım şişe şampanyaya çekti dikkatini. Çadırdaki davetten tüm artakalan buydu. Birileri şişenin tıpasını yeniden takmıştı. “İç beni” diyordu sanki.
Billy başparmaklarını kullanarak şişeyi açtığında patlama sesi çıkmadı. Şampanya ölmüştü. Hadi geçmiş olsun.
Gaz sobasının üstündeki saate baktı. Uçandaire gelinceye kadar öldürmesi gereken bir saatlik vakit vardı önünde. Şişeyi yemek zili gibi sallayarak oturma odasına geçti ve televizyonu açtı. Zamandan hafifçe koptu, televizyonda geç vakit gösteri¬len filmi önce sondan başa, sonra da baştan sona doğru seyretti. İkinci Dünya Savaşı’ndaki Amerikan bombardıman uçakları ve onların cesur pilotları hakkındaydı film. Billy’nin sondan başa doğru izlediği hikâye şöyleydi:
Yaralı ve cesetlerle dolu delik deşik Amerikan uçakları, İn-giltere’deki bir havaalanından geri geri havalandılar. Fransa
üzerindeyken birkaç Alman avcı uçağı onlara doğru geri geri uçarak, kimisinin gövdesinden kimisinin de mürettebatından mermi ve fişek parçalan soğurdular. Yere çakılmış Amerikan bombardıman uçaklarına da aynı şeyi yaptılar ve sonra onlar da geri geri havalanıp filoya katıldılar.
Filo, alevler içindeki bir Alman şehrinin üzerinden geri geri uçtu. Uçaklar bomba yuvalarının kapaklarını açtılar ve alevleri küçültüp silindir şeklindeki çelik konteynerlere doldu¬ran, ardından da bunları ta uçakların karnına kadar çeken mu¬cizevi bir manyetizma sergilediler. Çelik konteynerler düzenli bir şekilde yuvalarına diziliverdiler. Aşağıdaki Almanların da mucizevi makineleri vardı: uzun çelik tüpler. Uçaklardan ve mürettebatlarından mermi ve fişek parçaları soğurmak için kullanıyorlardı bunları. Yine de Amerikalıların halen birkaç yaralısı vardı ve bombardıman uçaklarının bir kısmı da oldukça kötü durumdaydı. Fakat Fransa üzerinde Alman avcı uçakları yeniden belirerek, herkesi ve her şeyi gıcır gıcır, yepyeni yapı-verdiler.
Bombardıman uçakları üsse geri döndüklerinde çelik silin-dirler yuvalarından çıkarılıp Amerika Birleşik Devletleri’ne geri gönderildi. Orada gece gündüz demeden çalışan fabrika¬larda parçalan sökülüp, tehlikeli içerikleri minerallerine ayrıldı. Tüm bu işleri kadınların yapıyor olması çok dokunaklıydı. Mineraller daha sonra ücra bölgelerde görev yapan uzmanlara gönderildi. Bir daha hiç kimseye zarar vermemeleri için mine-ralleri toprağın altına gömüp zekice gizlemekti bu uzmanla¬rın görevi.
Amerikalı havacılar üniformalarını iade ettiler ve liseli ço-cuklar olup çıkıverdiler. Hitler’in de bir bebeğe dönüşüverdiğini varsaydı Billy Pilgrim. Filmde böyle bir şey yoktu gerçi. Billy kendi kendine tahminler üretmekteydi. Herkesin birer bebeğe dönüştüğünü ve istisnasız tüm beşeriyetin, Âdem ile
Havva adında iki mükemmel insan üretmek için biyolojik bir işbirliğine girdiğini tasavvur etti.

ucak

“Billy Pilgrim mor ve fildişi rengindeki ayaklarıyla yavaş adımlar atarak aşağı kata indi. Mutfağa girdiğinde, ayışığı masanın üstündeki yarım şişe şampanyaya çekti dikkatini. Çadırdaki davetten tüm artakalan buydu. Birileri şişenin tıpasını yeniden takmıştı. “İç beni” diyordu sanki.

Billy başparmaklarını kullanarak şişeyi açtığında patlama sesi çıkmadı. Şampanya ölmüştü. Hadi geçmiş olsun.

Gaz sobasının üstündeki saate baktı. Uçandaire gelinceye kadar öldürmesi gereken bir saatlik vakit vardı önünde. Şişeyi yemek zili gibi sallayarak oturma odasına geçti ve televizyonu açtı. Zamandan hafifçe koptu, televizyonda geç vakit gösterilen filmi önce sondan başa, sonra da baştan sona doğru seyretti. İkinci Dünya Savaşı’ndaki Amerikan bombardıman uçakları ve onların cesur pilotları hakkındaydı film. Billy’nin sondan başa doğru izlediği hikâye şöyleydi:

Yaralı ve cesetlerle dolu delik deşik Amerikan uçakları, İngiltere’deki bir havaalanından geri geri havalandılar. Fransa üzerindeyken birkaç Alman avcı uçağı onlara doğru geri geri uçarak, kimisinin gövdesinden kimisinin de mürettebatından mermi ve fişek parçalan soğurdular. Yere çakılmış Amerikan bombardıman uçaklarına da aynı şeyi yaptılar ve sonra onlar da geri geri havalanıp filoya katıldılar.

Filo, alevler içindeki bir Alman şehrinin üzerinden geri geri uçtu. Uçaklar bomba yuvalarının kapaklarını açtılar ve alevleri küçültüp silindir şeklindeki çelik konteynerlere dolduran, ardından da bunları ta uçakların karnına kadar çeken mucizevi bir manyetizma sergilediler. Çelik konteynerler düzenli bir şekilde yuvalarına diziliverdiler. Aşağıdaki Almanların da mucizevi makineleri vardı: uzun çelik tüpler. Uçaklardan ve mürettebatlarından mermi ve fişek parçaları soğurmak için kullanıyorlardı bunları. Yine de Amerikalıların halen birkaç yaralısı vardı ve bombardıman uçaklarının bir kısmı da oldukça kötü durumdaydı. Fakat Fransa üzerinde Alman avcı uçakları yeniden belirerek, herkesi ve her şeyi gıcır gıcır, yepyeni yapıverdiler.

Bombardıman uçakları üsse geri döndüklerinde çelik silindirler yuvalarından çıkarılıp Amerika Birleşik Devletleri’ne geri gönderildi. Orada gece gündüz demeden çalışan fabrikalarda parçaları sökülüp, tehlikeli içerikleri minerallerine ayrıldı. Tüm bu işleri kadınların yapıyor olması çok dokunaklıydı. Mineraller daha sonra ücra bölgelerde görev yapan uzmanlara gönderildi. Bir daha hiç kimseye zarar vermemeleri için mineralleri toprağın altına gömüp zekice gizlemekti bu uzmanların görevi.

Amerikalı havacılar üniformalarını iade ettiler ve liseli çocuklar olup çıkıverdiler. Hitler’in de bir bebeğe dönüşüverdiğini varsaydı Billy Pilgrim. Filmde böyle bir şey yoktu gerçi. Billy kendi kendine tahminler üretmekteydi. Herkesin birer bebeğe dönüştüğünü ve istisnasız tüm beşeriyetin, Âdem ile Havva adında iki mükemmel insan üretmek için biyolojik bir işbirliğine girdiğini tasavvur etti.”

Mezbaha No.5 Kurt Vonnegut S.70-71 Dost Yayınları

Yorum yok

Cevap bırak