Parça ve Bütün İlişkisi İçerisinde Şehir

Bir şehri oluşturan tekil parçalara başka pek çok şehirde de rastlamak mümkündür. Benzer bina tipolojisi, dış kaplamalar ve malzemeler, kent mobilyaları pek çok şehirde karşımıza çıkabilir; fakat bütün bu kent partiküllerinin ötesinde bir kent bütünselliğiyle karşılaşırız. Bu anlamda onu oluşturan öğeler her ne kadar sınıflandırılabilir olursa olsun, bütün kentler kendilerine has özellikler barındırırlar. Bu özellikler şehri yoktan var etmiş insanların bireysel ve toplumsal eylemliliklerinin amansız giriftliğini yansıtırlar. Şehir kendini oluşturan bütün parçaların toplamından daha fazlasıdır. Devamı »

Çağrı Merkezlerinde Taşeronlaşma

74 krizi sonrasında ortaya çıkan ve neoliberalizm olarak adlandırılan ekonomi politikalarının çalışma hayatında yarattığı en önemli değişimlerden birisi, fordist üretim biçiminin tamamen olmasa da yer yer tasfiyesi ve bu tasfiye durumunun taşeronlaşma olarak tanımlanagelen bir olguya yol açmasıdır. Fordist üretim biçiminde tek bir alanda, sabit bir talebe dayalı ve kütlesel şekilde yapılan üretim; neoliberal ekonomi politikalarının uygulanmaya başladığı dönemde parçalanmış, bir metanın farklı parçaları farklı işliklerde üretilir olmaya başlamıştır. Bu sayede özellikle de emek maliyetlerinde önemli derecede düşüş sağlanmıştır. Devamı »

Avrupa’da Çağrı Merkezi Çalışanları

Avrupa’da çağrı merkezlerinde çalışanlar üzerinde yapılan bir inceleme bu alandaki emekçilerin genel özellikleri hakkında çeşitli ipucları veriyor. Avrupalı çalışanlarla bizler, yani Türkiye’deki çağrı merkezlerinde çalışanlar arasında pek çok ortak nokta bulabilmek mümkün. Avrupalı çağrı merkezi çalışanlarının genel özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz:

Billy Pilgrim’in Geridönüş Düşleri

Billy Pilgrim mor ve fildişi rengindeki ayaklarıyla yavaş adımlar atarak aşağı kata indi. Mutfağa girdiğinde, ayışığı masa-nın üstündeki yarım şişe şampanyaya çekti dikkatini. Çadırdaki davetten tüm artakalan buydu. Birileri şişenin tıpasını yeniden takmıştı. “İç beni” diyordu sanki.
Billy başparmaklarını kullanarak şişeyi açtığında patlama sesi çıkmadı. Şampanya ölmüştü. Hadi geçmiş olsun.
Gaz sobasının üstündeki saate baktı. Uçandaire gelinceye kadar öldürmesi gereken bir saatlik vakit vardı önünde. Şişeyi yemek zili gibi sallayarak oturma odasına geçti ve televizyonu açtı. Zamandan hafifçe koptu, televizyonda geç vakit gösteri¬len filmi önce sondan başa, sonra da baştan sona doğru seyretti. İkinci Dünya Savaşı’ndaki Amerikan bombardıman uçakları ve onların cesur pilotları hakkındaydı film. Billy’nin sondan başa doğru izlediği hikâye şöyleydi:
Yaralı ve cesetlerle dolu delik deşik Amerikan uçakları, İn-giltere’deki bir havaalanından geri geri havalandılar. Fransa
üzerindeyken birkaç Alman avcı uçağı onlara doğru geri geri uçarak, kimisinin gövdesinden kimisinin de mürettebatından mermi ve fişek parçalan soğurdular. Yere çakılmış Amerikan bombardıman uçaklarına da aynı şeyi yaptılar ve sonra onlar da geri geri havalanıp filoya katıldılar.
Filo, alevler içindeki bir Alman şehrinin üzerinden geri geri uçtu. Uçaklar bomba yuvalarının kapaklarını açtılar ve alevleri küçültüp silindir şeklindeki çelik konteynerlere doldu¬ran, ardından da bunları ta uçakların karnına kadar çeken mu¬cizevi bir manyetizma sergilediler. Çelik konteynerler düzenli bir şekilde yuvalarına diziliverdiler. Aşağıdaki Almanların da mucizevi makineleri vardı: uzun çelik tüpler. Uçaklardan ve mürettebatlarından mermi ve fişek parçaları soğurmak için kullanıyorlardı bunları. Yine de Amerikalıların halen birkaç yaralısı vardı ve bombardıman uçaklarının bir kısmı da oldukça kötü durumdaydı. Fakat Fransa üzerinde Alman avcı uçakları yeniden belirerek, herkesi ve her şeyi gıcır gıcır, yepyeni yapı-verdiler.
Bombardıman uçakları üsse geri döndüklerinde çelik silin-dirler yuvalarından çıkarılıp Amerika Birleşik Devletleri’ne geri gönderildi. Orada gece gündüz demeden çalışan fabrika¬larda parçalan sökülüp, tehlikeli içerikleri minerallerine ayrıldı. Tüm bu işleri kadınların yapıyor olması çok dokunaklıydı. Mineraller daha sonra ücra bölgelerde görev yapan uzmanlara gönderildi. Bir daha hiç kimseye zarar vermemeleri için mine-ralleri toprağın altına gömüp zekice gizlemekti bu uzmanla¬rın görevi.
Amerikalı havacılar üniformalarını iade ettiler ve liseli ço-cuklar olup çıkıverdiler. Hitler’in de bir bebeğe dönüşüverdiğini varsaydı Billy Pilgrim. Filmde böyle bir şey yoktu gerçi. Billy kendi kendine tahminler üretmekteydi. Herkesin birer bebeğe dönüştüğünü ve istisnasız tüm beşeriyetin, Âdem ile
Havva adında iki mükemmel insan üretmek için biyolojik bir işbirliğine girdiğini tasavvur etti.

ucak

“Billy Pilgrim mor ve fildişi rengindeki ayaklarıyla yavaş adımlar atarak aşağı kata indi. Mutfağa girdiğinde, ayışığı masanın üstündeki yarım şişe şampanyaya çekti dikkatini. Çadırdaki davetten tüm artakalan buydu. Birileri şişenin tıpasını yeniden takmıştı. “İç beni” diyordu sanki.

Devamı »

Artifakt Teorisi

building

Bir şehri sağlıklı bir şekilde inceleyebilmek için hem kentin diğer kentlerle ortak noktalarına (ve dolayısıyla onun oluşumuna etki eden genel tarihsel koşullara) bakmak, hem de bahsi geçen şehrin tekilliğini göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Bir şehri diğerinden sadece yapısal özelliklerini gözeterek ayırmak oldukça zor bir iştir. Ne de olsa benzer tarihsel süreçlerden geçen pek çok kent benzer yapısal özellikleri taşımak durumundadır. Bu benzer özellikler sayesinde şehirleri antik çağ kenti, ortaçağ kenti, modern kent vs. şeklinde sınıflandırmak mümkün hale gelmektedir.
Devamı »

Kendinde Şey ve İdeoloji

ideoloji
Gerçeklik; gerek modern gerekse de modern öncesi dönemde her daim kafa karıştıran, içinde gizem barındıran bir konu olmayı başarmıştır. Bu gizeme dair felsefi bir “çözüm” geliştirme anlayışı, sürekli olarak birbiriyle tamamen zıtlaşan fikirler ve de bu zıt kutuplar arasında tampon bölge işlevi gören geçişli fikirlerle dolu ontolojik bir felsefi alan yaratmıştır. Bu felsefi alanı kapsayan düşüncelerin en önemli sorunu aslında sonlu ve tek seçenekli bir ontolojik açıklama getirmeye çalışmalarıdır.
Devamı »

‘Obama Muhafazakar Bir Popülisttir’

obamaJames Petras’la Obama’nın seçimden galip çıkmasıyla ilgili röportajını Mavi Defter sitesinden aynen aktarıyorum. Söyleşi Obama’yla ilgili fikirlerin yeniden tartılması için önemli pasajlar içeriyor.
Devamı »

Modernizm ve Kapitalizm İlişkisi Üzerine

Bir yürek çarpıntısı var
her putrelinde, her tuğlasında, her kerpicinde.
Yükseliyor
yükseliyor
yükseliyor yapı kanter içinde.1

Nazım Hikmet Ran
(1955 Moskova)

Modernizm ile kapitalizmin ilişkisini ele alacak olan bir metin her şeyden önce kendi kavramsal çerçevesini tanımlamakla yükümlüdür. Bu bağlamda ilk olarak tartışmanın ana eksenine oturtulacak kavramların ve bu ana kavramların anlaşılmasına yardımcı olacak diğer kavramların açılımlanması şarttır. Tartışmada yer alan kavramsallaştırmaların aslında tarihsel olarak birbirleriyle bağlantılı olarak şekillenmiş olgulardan türetildiği de göz önünde bulundurulmalı ve kavramsallaştırmalara yol açan olgulara sırası geldikçe değinilmelidir. Ancak bu ikili değini tarzı sayesinde, yani hem kavramsal açılımlama hem de tarihsel örnekleme ile oldukça geniş ve tartışmalı olan konumuz daha anlaşılır bir hale getirilebilecektir.
Devamı »

Endüstride Yeni Eğilimler


Fordizm/post-fordizm ekseninde süregiden tartışmayı kapitalizmin 1973 petrol krizi sonrasında almış olduğu yeni biçim üzerine yapılan tartışmalardan ayrıştırmak pek mümkün gözükmemektedir. Kapitalizmin yeni düzeniyle ilgili tartışmalar üstyapısal bir çerçevede modernizm/postmodernizm tartışmaları, altyapısal olarak da fordizm/post-fordizm tartışmaları olarak ikiye ayrıştırılabilir. Ne var ki ilk tartışmanın kopardığı gürültünün ikinci tartışmayı daha atıl durumda bıraktığı söylenebilir. Fordizm/post-fordizm kavram ikilisi, modernizm/postmodernizm kavram ikilisinden her zaman daha az ilgi görmüş ve tartışma her daim ikincisinin merkeze oturtulduğu bir aks üzerinden yürütülmüştür.
Devamı »

“Kopyakatil” İçimizde Dolaşıyor


Kopyakatil/ Copykiller” sergisi Adnan Yıldız’ın küratörlüğünde Akbank Kültür ve Sanat Merkezi’nde 8 Şubat’tan itibaren gerçekleştirilmeye devam ediyor. Serginin adını aldığı “kopyakatil” kavramı çeşitli cinayet romanlarına öykünerek, bu romanlardan kopya çekerek cinayet işleyen katilleri betimlemek için kullanılıyor. Kavram sergi çerçevesinde, Türkiye gibi “sonradan gelişen” ülkelerin sanatçısının özellikle Batılı sanatçılar ve sanat akımları karşısındaki duruşunu açılımlayabilmek amacıyla kullanılmış. Nasıl ki kopyakatil başkasının kurgusunu kopyalayarak, taklit ederek kendi cinayetini gerçekleştiriyorsa; “azgelişmiş” ülkelerin sanatçıları da “muasır” medeniyetlerin sanatçılarının bakış açılarını, tekniklerini en genel anlamıyla “yöntem”lerini kopyalamak yoluyla sanatlarını icra ediyorlar.
Devamı »

Sonraki Sayfa »